“Haydi hep birlikte biz biz olalım yemeklerden önce lavaboya koşalım, haftada 1 kez tırnakları keselim fırçalayıp onları tertemiz olalım…” Televizyonlarda kirlenmenin henüz yaşanmadığı yıllarda çocuklara temizlik alışkanlığı kazandırmak için hazırlanmış bir slogandı bu… Merak edenler ve yaşanmışlıkları tekrar günışığına çıkarmak isteyenler için turumuza devam edelim. Ne demekti 80’li yıllar?
80’li yıllar; bakkalların gıda piyasasının kralı olması demekti.
Mahallenin bütün konularına hakim, daha siz içeri girer girmez sıcak bir gülümsemeyle karşılayan, kendi veresiye defterinin matematikçisiydi bakkal amcalar. Vita ve Neba yağları, Taç ve Badem Kraker, Pembo, Çokomel, Çokoprens, Tombi mısır çerezi aklıma gelen fakat raflarda göremediğim ürünler artık. Alaska Frigo dondurmaaa… Mahalle arasında satılan dondurmalar sektör bu kadar gelişmemişken ne kadar lezzetli gelirdi bize. Sağlık yönünden her zaman eksi not aldılar ama sonuçta hepsi bizim vazgeçilmez damak zevkimizdi.
80’li yıllar; gazinolardaki meşrubatların soğuk su dolu havuz içinde bekletilmesi demekti.
Tahtadan iskemle ve masalı, fıskiyeli havuzlu çay bahçeleri; horoz şekeri, balon ve yoyo satıcıları gezinti mekânlarının vazgeçilmezleriydi.
80’li yıllar; domatesi domates, çileği çilek gibi yemek demekti.
Artık tezgâhlar elimize aldığımız zaman ziyadesiyle tok ama lezzetsiz sebze meyvelerle dolu… Patlıcan kalınlığındaki salatalıklar, dört parmak büyüklüğündeki çilekler, birbirinin tıpkısı biberler piyasayı sarmadan önce her mahsulü mevsiminde, tadında ve büyüklüğünde yerdik biz…
80’li yıllar; siyah önlüklü beyaz yakalı öğrenciler dönemi demekti…
Yaza doğru o rengin altında kavrulmak -hele ki benim dönemimde orta 3’e kadardı bu sistem- tam bir işkenceydi. Cin Ali ve Ayşegül kitapları her öğrencinin hayatından geçmiştir o dönem. Bir de okulun kapanmasına yakın bütün sınıfta hatıra defterlerine birşeyler yazdırma telaşı yaşanırdı bilmem hâlâ devam ediyor mu bu gelenek? “Bana kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için…” Böyle başlardı paragraf çoğunlukla.

80’li yıllar demek; gönül rahatlığıyla sokakta oyun oynayabilmek, kol altına kıstırılan topla okul bahçesine gidebilmek demekti…
İp atlamak, seksek, yakan top, istop, dokuz kiremit… Hele hele sinek ilacı yapan araçların arkasından koşarak o dumanda saklambaç oyunu oynamak ne büyük bir keyifti… Halkası ayak bileğine geçirilen ve o halkaya bağlı ipin ucundaki topu çevirirken üstünden atlanılan basit ama kıymetli oyuncaklar… Ve tabi ki uçurtmalar… Elektrik telleri örümcek ağı gibi her yanı kaplamamışken ne de güzel salınırlardı gökyüzünde…
Evet… Bütün bunları mümkün olduğunca kıyaslama yapmadan hatırlatmaya çalıştım sizlere. Her zamanın kendine has özellikleri ve gereksinimleri var mutlaka ama şu bir gerçek ki seksenler, sahip olduklarımızın değerini kendiliğinden öğrenmemizi sağlayan yıllardı. Belki teknolojik gelişmeler, belki kültürel değişimler bir de yeni nesile her imkânı sağlama çalışmaları bu büyünün kaybolmasına neden olmuş olabilir. Sonuçta büyük bir çoğunluğun kabul ettiği; 80’lerin hem mütevazı hem mutlu olunan son çocukluk yılları olarak anılacağı gerçeğidir…
Düşünceli bir gülümsemeyle…